Günün doğumuna şahit oluyordu gözlerim. Sonbaharın sessizliğini ayak izlerim bozuyordu. Mevsimine uyan sararmış yapraklar ayaklarımda eziliyordu. Serin bir havayla birlikte yaprakların çıkardığı hışırtılı sesler melodileşiyor; sesleri dinlendiriyordu ruhumu…
Uykusuz ve bir o kadar da çekingen hallerdeydim. Arkadaşımın ricasını kıramayıp yola çıkmış, üstelik adresi de kolay bulmuştum. Elimdeki adres yazılı kâğıda göreydi her şey… Sahile yakın beyaz bina, kapının önünde bekçi misali heybetli kavak ağacı ve kapısında yaldızlı kırmızı bir kalp…
Zile dokunurken parmaklarım; derin bir nefes aldım… Sanki yıllar önce sevgilisini terk eden ve kapısına gelen biriymiş gibi hissediyordum kendimi. Apartman sessizdi. Bu kadar tenha oluşu da, sanırım hafta sonu olmasındandı.
“Ne işim var burada?” diye mırıldanırken kendi kendime, içeriden “Kim o?” diyen ince bir ses duyuldu. Kapı aralanırken bir çift mavi göz belirdi gri atmosferi bozan… Meraklı ve ürkek bakışlarıyla “Buyurun! Ne istemiştiniz?” dedi. Sesi cılızdı ama; kendinden emin bir duruşu vardı.
“Af edersiniz… Uyandırmış olmalıyım. Ama beni o gönderdi…” der demez kapıyı açıp, “Buyurun girin!”diyerek salonu gösterdi. “Siz oturun, hemen geliyorum” dedi.
Güzel bir evi vardı. Pencere önünde menekşeleri, duvarda tabloları hemen göze çarpıyordu. Geceyi uykusuz geçirmiş olmalıydı; sehpanın üzerinde hala yanmakta olan mumları, yarım kalmış kahvesi, kitapları, karalanmış notları vardı. Evde bir kuş sanki sahibine şarkılar söylüyordu.
“Hoş geldiniz.” dedi bana doğru yaklaşarak; tebessümle… Sıcak, samimi ve heyecanlıydı. Tokalaşırken elleri soğuktu… Konunun ona gelmesini istemez görünüp, aslında çok ister bir hali vardı. Çiçekli sabahlığını çıkarmış, bluejean ve beyaz gömlek giymişti. Saçları bukle bukleydi. Henüz oturmadan, “Taze sıcak çayım var; içer misiniz?” dedi.
Yüzündeki gülümseme hiç silinmiyordu. Sanki daha önceden tanışıyormuşuz havasını estiriyordu. O kişinin arkadaşı olmamın güveni olmalıydı bu durum. Elindeki tepsiyle çayımı uzatırken elleri titriyordu. Karşımdaki beyaz koltuğun ucuna ilişti sonra; gergindi…
Çayının şekerini karıştırırken sustu, düşündü ve “Bir şey mi oldu?” dedi. Önce hafif öksürme ve boğazımı temizleme ihtiyacı hissettim. Konuya girişi uzatmak ister gibi bir hale büründüm ister istemez…
“Dün aradı. Uzun zaman görüşemiyorduk, çok uzak bir şehre gitmiş.” diyordum ki; sözümü tamamlayamadan “Ve” diyerek kesti sözümü… “Ve bendeki onu merak etti! Onun için mi geldiniz?”
Başımı evet anlamında salladım ne diyeceğimi bilemeyerek… Ne desem kırgınlığını silemeyecektim. Zaten bu görev de benim değildi.
Yutkundu önce, sonra derin bir nefes aldı. Başını eğdi. Önüne düşen saçlarını düzeltirken, mavi gözlere buğu düşmüştü. Yanağından süzülen yaşa teslim olmuştu duyguları sonradan. Güzel bir kızdı. Narindi. Kırılmıştı belli ki… Kızmıştı da. Sessiz ama derinden bir nefes aldı, anlatmaya başladı…
“Çok uzun süre ayrı kalmıştık. Kapılmak istemiyorduk içimizdeki sevdanın oyununa. Onca ayrılığa rağmen ne yapsak kopamıyorduk birbirimizden. Sıcak bir yaz günüydü en son onu gördüğümde. Ayrı kalmışlıktan olsa gerek, güzel bir gün geçirdik. Çok özlemiştim… Onun da beni özlemiş gibi bir hali vardı. Galata köprüsünü el ele geçip Eminönü’nde kalabalığa karıştık. Sıkıca sarılıp, “Ben geldim!” demişti. Saçlarımı okşamış, nefesi tenime değmişti.Ne yaptımsa kokusunu unutamadım. Sonra, bir otobüs durağında veda ederken ona; tekrar onsuz bir hayata başlamışım farkına varmadan. Günlerce onu bekledim, her telefonu o sanarak açtım. Tüm gayretlerime rağmen ona ulaşamadım. Yüreğim acırken tenha köşelerde hıçkırıklara boğuldum. Şimdi ise, merak edip sizi göndermiş. ‘Neden?’ diye sormuyorum ona. Mazeretleri aşalı çok oldu ve artık gel gitlere dayanacak can kalmadı bende. Yeşildi baharlarım sonbaharlara inat. Söyleyin ona umutlarım yağmurlarda boğuldu.”
Titriyordu dudakları… İncinmişti. Haklıydı da sözlerinde. Tüm duygularına, sevmesine rağmen kararlıydı sözlerinde. Dönüşü de yok gibi görünüyordu. Uğurlarken beni kapıdan; "Ben bir otobüs durağında bıraktım sevdamı." dedi ve kapadı kapıyı…
Kapanmıştı kapı! Ve kapıda asılı kalp yere düşüp parçalanmıştı...
……………………………………..
Dönerken Victor Hugo’nun bir şiirini mırıldanıyordum…
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Ben bu yazıya yorum yazmıştım.(mı?) Eğer yazmamışsam bende hastalık belirtileri başlamış demektir. Çünkü yazdığım yorumun txt dosyası da var. Ama biliyorum ki sen de hassassın.
Buldum... Şeytan aldı kaçırdı :)
Şaka bir yana, gerçekten txt dosyası bile var yorumumun. Neyse...
Böyle bir öykü de yazdın ya güzel şiirlerinin yanısıra; artık sen hiç durmamacasına, ardına bile bakmamacasına başarılara doğru yürü. İşte sana o yazdığım yorumun özeti...
Sevgiler...
-----------------
öncelikle hoşgeldin ne büyük mutluluk senin yorumlarına nail olabilmek.hayır yorum yapmadın ya blogcunun azameti yada gerçekten unutkanbiradam oldun:))
bence,bana kalırsa txt dosyasına yazarken bana yazdığını sanıp gerisini unuttun:)
güzel onure edici yorumun için çok teşekkür ederim.bunları gayet içten yazdığını biliyorum ve verdiğin destekler için,kalemimi hırslandırdığın için asıl ben sana teşekkür ederim.
son söz olarak:))o txt dosyasını istiyorum:))
çünkü;HER ZAMAN SURETLER,ASILLARINI YÜCELTİR
sevgiler sanada..
arkadaşım..herzamankinden farklı bir paylaşımdı..
farklılık iyidir ama öyle değil mi?
ben bu konuda iyi değilim ama :(
konusu güzel
anlatım güzel.
zaten senin yazdıklarını beğendiğimi sana biçok kez söylemiştim..
kutluyorum seni.
iyi bak kendine.
*sevgimdesin*
----------------------
:))böyle güzel yorumlar aldıkça hem mutlu oluyorum ve mutlu oldukça dahada sarılıyorum iç sesimden dökülen kalemime...mahçup oluyorum yüzümde tebessüm olmakla birlikte
çok incesin teşekkür ederim.
sevgilerimle
Arkadaşım...
Çok acı bir hikaye ama kaleme alınışı hikayeyi daha bir hoş yapmış...
tabi ki herkes yazabilir...ama kaleme alamaz...
Benim bundan çıkaracağım en güzel ders; asla vakti boşa geçirmemek gerek...
sevgiye de sırt çevirmemek...
ellarine sağlık arkadaşım...
selametle
--------------------
güzel yorumun ve ziyaretin içinde ben teşekkür ederim:))
sevgi ve selamlar
Gerçekten o kadar duygulanarak okudum ki,bir o kadarda güzel yazılmış kelimeler sanki büyülenerek çıkmış kaleminizden.Yüreğinize sağlık herkesin hayatında mutlak böyle bir terkediliş veya terkediş hikayesi vardır;fakat böylesine güzel kendisinin olmayan arkadaşının olan bir anıyı anlatması, çok dokunaklı kelimelerin kullanılması ayrı bir güzellik vermiş....
Tekrar yüreğinize sağlık diyorum...
sevilerimle....
---------------------
teşekkür ederim güzel yorumun için:))
ama bir şeyi düzeltmeden geçemeyeceğim,
gerçek bir öykü değil bu:))
sevgiyle..
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
"Allah katında günlerin efendisi Cuma dır. O kurban ve Ramazan bayramı günlerinden de faziletlidir. "
Cuma gününde şu beş özellik vardır:
1- Hz. Âdem o gün yaratıldı.
2- O gün yeryüzüne indirildi.
3- O gün vefat etti.
4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah a yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar, hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için Cuma gününün heybetinden korkmasın.)
[Buhari, İ. Ahmed]
Cumanız Mübarek Olsun...
-------------------------
birden şaşırdım,bendemi bir tuhaflık var dedim kendi kendime.
takvime baktım hususi
ama bugün cuma değil ki:))
olsun varsın hergünüzmün keşke cuma günü gibi olsun dileklerimle
sağolsın
gerçek ve gerçek olmayan.. hep düşünüyorum, ikisini nasıl ayırmalı birbirinden? hangisi var?
birşeyler yaşıyoruz ve yaşadıklarımız sadece görüp duyup koklayıp ağlayıp güldüklerimiz mi?
bence değil..aksine, sadece düşünüp de yapmadıklarım bana gerçekmiş gibi geliyor..onlar "istedikleri" çünkü, yaptıklarım da "istemediklerim"
güzeldi yine....,,,çok...
------------------------
yapamadıklarımız içimizde yaradır ya..yada söyleyemediklerimiz,içimize gömdüklerimiz..acaba suç kimde bizde mi? yoksa karşımızdaki(ler)mi?
fedakarlık yapılacaksa neden karşılıklı olmasınki.
bir yerlerden başlamak lazım ama nerden:))
herşey güzel olacak emin ol ve gül geç hayata;kazanan sen ol
teşekkürler ve sevgiler
Herşeyim okudum yazını, cevapda yazdım zannediyorum.Çok da emin olamadım. Yeniden yazayım canım ne olacak dedim :)
Beklemek zordur ve bunu bilmeyen yoktur.
Gidene mi zordur kalanamı çok tartışılır bir konu.
Sonucu bakana ve baktığın yere göre değişiyor hep...
Diyeceğim odur ki gidenin arkasından bağrına taş basarak el sallamasını da bilmek gerekir.
--------
:))onayladığım yorumlar arasında yoktun:)iyi ki yeniden yorum yapmışsın ama bu sefer yorumun benim yorumlarıma benzememiş mi?:)))
"Gidene mi zordur kalanamı çok tartışılır bir konu."
gidene..yok kalana..yok en iyisi kısaca ayrılıklar zor diyelim ve fazla derin düşünmeyelim.
Bu arada geç olcak ama geçmiş bayramını kutluyorum.An cak fırsat bulabildim.
Seni kocaman öpüyorum kokumu bırakıp gidiyorum herşeyim...
son sözlerinde de olağanüstü bir haklılık görüyorum.yeri gelince bağrına taş basıp el sallamasını bileceksin!!!
ya başarılamıyorsa?
al bi soru daha
teşekkür ettim bu hoş yorum için
ve kokunu içime çektim:))
sevgiyle..
kapılar kapanmasın
kapıda asılı kalp sahibini bulsun...
çok etkilendim cümlelerinden...gerçekten okumak çok keyifliydi...
Hugo nun şiiri ise yazının güzelliğine güzellik katmış
emeğine sağlık
sevgilerle
--------------------
teşekkür ediyorum ve benim içinde değişik bir çalışma oldu.ilk olmanın tadını çıkarıyorum bu aralar
sevgiyle...
Resim ve şiir yazıya büyük bir anlam katmış.Emeğinize sağlık ne kadar duru bir anlatım olmuş cidden.
Diğer yazılarınıza da göz atmak istiyorum.
Sevgiler
Ezgi
---------------
hoşgeldiniz:))
ben arasıra geliyor okuyorum sizi,öğrencilerinizi vs.
sizin gelmenizde beni mutlu etti:)
bende iyi okumalar diliyorum
sevgiler..
Sanırım daha çok kişi ağlayacak
kalemin dert görmesin
sevgiler
-------------------
okurken seni anlatıyorsa eğer..evet ağlamamak mümkün değil..
boşa beklenmiş bir sevda acıtır(mış)
kimse ağlamasın..
sevgiyle:))
diğer yazılarından farklı değişik olmuş..
sonunda victor hügoyu eklemen ayrı bir renk katmış..
şaşırtıyorsun değişikliklerinle..
beğendimm fazlasıyla..
hüzünlüydü bazen gerektiği yerde bitmeli aşklar..
kalpler incinsede..
emeğine minnet..
sevgi
-------------------
:)))teşekkür ederim..
güzel bir yorumdu,
zamanı geldiğine gerçekten inanıyorsan ve çırpınışlar bazen boşa ise..
evet bitmeli o aşk (sandığın)
Mutlu oldum ziyaretinizden,ben iyiyim,bayram dolayısı ile misafirlerim çoktu evde,bu gün yolcu ettim,bloğa uğrayamadığım ondandır,teşekkür ediyorum size.
yazınız için tekrar geleceğim,sevgilerimi bırakıyorum sayfanıza.
Hoşçakalın
tufan
---------------
güzel telaşlar ve kalabalıklar:))iyi olmanıza sevindim.
ve tabiki sayfama bekliyorum.sizin gibi saygı duyduğum arkadaşlarımdan yorumlar gelmesi beni mutlu kılıyor.sağlıcakla kalınız
saygı ve selam ile..
Kalpli kapının kapandığı gibi çoktan aşka kapanmış bir yürek....
Yanıyor hala ama üzeri küllerle kaplı.
Güzel bir anlatımdı doğrusu, okudukça kapıyı çalanda, kapı yüzüne kapanan da ben oldum sanki.
Kalemine sağlık sevgili herşeyimdin.
Sevgiler
---------------
öyküyü yazarken okuyanın o anı yaşamasını istedim,bunu başarmış olmama sevindim.tşk ederim
sevgiyle..